ATATÜRK’ÜN GENÇLİĞE HİTABESİ

Ey Türk Gençliği! Birinci vazifen, Türk istiklalini, Türk cumhuriyetini, ilalebet muhafaza ve müdafaa etmektir.

İstikbalde dahi, seni, bu hazineden mahrum etmek isteyen dahili ve harici bedhahların/kötülük isteyen olacaktır. Bir gün, istiklal ve cumhuriyeti müdafaa mecburiyetine düşersen, vazifeye atılmak için, içinde bulunacağın vaziyetin imkan ve şeraitini düşünmeyeceksin. Bu imkan ve şerait, çok namüsait bir mahiyette tezahür edebilir. İstiklal ve cumhuriyetine kastedecek düşmanlar, bütün dünyada emsali görülmemiş bir galibiyetin mümessili olabilirler. Cebren ve hile ile aziz vatanın, bütün kaleleri zaptedilmiş, bütün tersanelerine girilmiş, bütün orduları dağıtılmış ve memleketin her köşesi bir fiil işgal edilmiş olabilir. Bütün bu şeraitten daha elim ve daha vahim olmak üzere, memleketin dahilinde, iktidara sahip olanalar gaflet ve dalalet ve hatta hıyanet içinde bulunabilirler. Hatta bu iktidar sahipleri şahsi menfaatlerini, müstevlilerin siyasi emelleriyle tevhid edebilierler. Millet, fakr-u zaruret içinde harab ve bitab düşmüş olabilir.

Ey Türk istikbalinin evladı! İşte, bu ahval ve şerait içinde dahi vazifen, Türk istiklal ve cumhuriyetini kurtarmaktır! Muhtaç olduğun kudret, damarlarındaki asil kanda mevcuttur.
BÜYÜK NUTUK

Atatürk’ün Cumhuriyet Halk Partisinin 15-20 Ekim 1927 tarihleri arasında Ankara’da toplanan ikinci kurultayında 36.5 saat devam etmek suretiyle altı günde söylediği Büyük Nutuk, belgeleri ile birlikte Türk Devrim Tarihi için birinci elden ve en önemli kaynaklardan biri olduğu şüphesizdir. (Büyük Nutuk, giriş)

Büyük Nutuk yapı olarak bir taraftan edebiyat türü olarak bir söylevde bulunması gereken şu özelliklerin hepsini taşır: 1.İnandırıcı 2.Nesnel (Objektif) 3. inandırıcı, etkileyici ve güçlü bir ses 4.Samimi bir konuşma 5.Anlatılanlara kendisinin de inanması. Diğer taraftan bir raporun özelliklerini de yansıtır: 1.Kişisel duygu ve izlenimleri değil konuyu tarafsız bir biçimde ortaya koymalı 2.Gerçeği yansıtmalı 3.Anlatılacak olaylar belli bir sıra ve düzen içerisinde olmalı 4. Söylenenler belge ve kanıtlara dayanmalı.

Büyük Nutuk Atatürk tarafından CHP Kurultayında söylenmesi sebebiyle bir söylev ve belli bir dönem içinde geçen olayları açıklaması nedeniyle bir rapordur.

İlk önce Arap Alfabesiyle 1927’de basılan Büyük Nutuk daha sonra son cildi belgeleri kapsayan üç cilt halinde bir çok defa basılmıştır.

Atatürk Büyük Nutuk’ta Kurtuluş Savaşı’nın askeri ve politik yönlerini belgelerle analiz eder, Osmanlı imparatorluğunun nasıl çöktüğünü ve yeni Cumhuriyetin nasıl doğduğunu anlatır.

Atatürk “ 1919 senesi Mayısının 19’uncu günü Samsun’a çıktım.” diye başladığı Büyük Nutuk’u Türk Gençliğine seslenişle bitirmiştir.

Büyük Nutuk bir rapor olması sebebiyle geriye dönük olayları kronolojik olarak açıklamaktadır ta ki son sayfasına kadar. Bunun içindir ki Atatürk Büyük Nutuk’ un bir çok yerinde “Efendiler” diyerek kendisini dinlemekte olanlara hitap etmiş ve geriye dönük olayları anlatmıştır. Son bölüme geldiğinde “Ey Türk Gençliği” diyerek gözlerini ufka dikmiş tüm milletine ve gelecek kuşaklara seslenmiştir. Yeni bir sözcükle söylemek gerekirse gençlere/ulusuna bir yol haritası çizmiştir.

GENÇLİĞE SESLENİŞ

Büyük Nutuk’un sonunda şöyle diyerek gençlere/ulusa seslenmeye başlamıştır.

Bu konuşmamla, milli yaşamı bitmiş sanılan bir milletin bağımsızlığını nasıl kazandığını; bilim ve tekniğin en son esaslarına dayalı milli ve çağdaş bir devleti nasıl kurduğunu anlatmaya çalıştım.

Bugün ulaştığımız sonuç yüzyıllardan beri karşılaşılan milli felaketlerden alınan derslerin ve bu kutsal vatanın her köşesini sulayan kanaların bedelidir. Bu sonucu Türk gençliğine emanet ediyorum.

Buradaki sonuç doğal olarak yeni Türkiye Cumhuriyeti’dir ve Atatürk Türkiye Cumhuriyeti’ni gençlere emanet ettiğini açık açık söylemiştir. Çünkü Atatürk’ün gözünde Türk Gençliği milletin dinamik kesimidir: geleceğidir, taze güçtür, asil kandır; milletin özsuyu, hayat kaynağıdır. Gençlik idealisttir; çıkar ardında değildir. Daima iyiyi, güzeli, doğruyu arar. Yorgunluk nedir bilmez. Bezginliğe kendini kaptırmaz. Açık düşünceli, açık sözlü, dürüst ve yapıcıdır.225 Atatürk gençliğe güvenmiş, gençliği geleceğin teminatı olarak görmüştür. Gençleri yaptığı inkılapların bekçisi, uygulayıcısı ve savunucusu olarak görevlendirmiştir.

Dünyanın hiçbir ülkesinde biz yapana kadar çocuklara ve gençlere hitap eden bayramlar yoktur. Atatürk TB.M.M.’nin açıldığı 23 nisan gününü Milli egemenlik ve çocuk, Emperyalizme karşı savaş açtığı 19 Mayısı Gençlik bayramı yapmıştır. Atatürk hep gençliğe güvenmiş, onlara seslenmiş, ülkeyi ve cumhuriyeti gençlere emanet etmiştir. “ Cumhuriyet biz kurduk, onu sizler (gençler)yaşatacaksınız” sözü Türk gençliğine güvenin ifadesidir.

GÖREV

Birinci vazifen, Türk istiklalini, Türk cumhuriyetini, ilalebet (sonsuza kadar), muhafaza ve müdafaa etmektir. Gençliğin birinci görevinin özgürlüğümüzü ve devletimizi korumak ve savunmak olduğunu belirtmiştir Atamız.

HAZİNE

Mevcudiyetinin ve istikbalinin yegane temeli budur. Bu temel, senin en kıymetli hazinendir.

Türklerde devlet kurmak milli görevlerden ve Türk milletinin en önemli karakter özelliklerinden biridir. Tarih boyunca Türkler 16 devlet kurarak varlıklarını devam ettiregelmişlerdir. Cumhurbaşkanlığı forsundaki 16 yıldız bu devletleri sembolize eder, ortadaki büyük yıldız da Türkiye Cumhuriyeti’ni semolize etmektedir.

Milletin oluşmasında vatanın/toprağın, dil, kültür ve ideal birliğinin önemli yeri ve rolü vardır. Millet ve vatan kavramları birbirinden ayrılamazlar. Bunlar bir kağıdın iki yüzü gibidir; biri olmazsa öbürü de olmaz. Millet-vatan arasındaki ilişki, vatanın milli varlığın heyecan kaynağı olmasından, toplumsal varlığımızın devamını ve düzenini sağlamış olmasından ileri gelir. Millet, vatanında aynı dil ve aynı ülküyle bir kültür birliği kuran, bütünleşmiş bir halk kitlesidir. Eğer vatan olmazsa millet de olmayacağı için Atatürk yeni Türk devletinin muhafaza ve müdafaasının önemini açıkça belirterek onu gençlere bırakmıştır. Eroğlu 388

Devletin ana unsurlarında olan dil ve tarih birliğinin tam olarak sağlanması ve yeni Türk devletinin batılılar karşısında iyi bir yerde sağlam olarak durması için Atatürk dil ve tarihimize büyük önem vermiş ve Türk inkılabının yerleşmesi ve devletin sağlamlaşması için iki önemli tez atamızın öncülüğünde ortaya atılmıştır. Bu tezler ayrıca yeni kurulan genç cumhuriyetin kendine olan güvenini arttırmış Kurtuluş savaşında yendiğimiz ama bizi masa başında oyuna getirmeye uğraşan düşmanlarımız karşısına – başta Lozan olmak üzere- başımız dik olarak çıkmamızı sağlamıştır.

1.Türk Dil Devrimi/Tezi – Türk Dil Kurumu

2.Türk Tarih Tezi – Türk Tarih Kurumu

Bu tezle Atatürk dilimizi Arapça ve Farsça unsurlardan temizlemek yalnız Türk olan bir dil oluşturarak milletin bütünlüğünü sağlamayı amaçlamıştır. Güneş Dil Teorisiyle de Türk dilinin bütün dillerin üstünde fevkalade bir dil olduğu ispatlanmaya çalışılmıştır.
Bu tezle Osmanlının yıllardan beri sürdürdüğü ve bir çok düşünür, tarihçi ve aydının Osmanlı İmparatorluğunun parçalanmaması için bile bile karşı çıkmadıkları ümmet kavramını yıkarak Türk Milleti kavramını bilimsel temeller üzerine oturtmuştur. Öyle ki Osmanlının son zamanlarında bir çok kişi istemeyerek ümmet kavramından yana tavır koymuş Ziya Gökalp, Namık Kemal gibi aydınların çalışmalarıyla millet/Türk kavramı şekillenmeye başlamış Atatürk’ün çalışmalarıyla tam olarak ortaya konmuştur.
İdeal yani ülkü birliği insanları birbirine yaklaştırır, onlarda kader birliği hislerini uyandırır. Ortak idealler dayanışma duygusunu da güçlendirir. Ortak idealler insan topluluğunu birleştirir, onları birbirine yakınlaştırır. Bunun içindir ki Atatürk Türkiye Cumhuriyeti’nin önüne bir hedef koymuş ve onun çağdaş uygarlık düzeyine erişmesini ve geçmesini emretmiştir.

İşte varlığımızın ve bağımsızlığımızın temelleri olan bu kavramları Atamız hazinemiz olarak göstermiştir.

DÜŞMANLAR

İstikbalde dahi, seni, bu hazineden mahrum etmek isteyen dahili ve harici bedhahların/kötülük isteyen olacaktır.

Osmanlı İmparatorluğu yalnız dış düşmanlar tarafından değil, içimizdeki düşmanlar yani vatan hainlerinin de çalışmalarıyla yıkılmış. Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşunda tüm dünya karşımıza dikilmiştir hemen hemen İngiltere, Rusya, İtalya, Fransa, Yunanistan hatta beraber savaştığımız Almanya dış düşmanlara birer örnektir. Türkler bu ülkelerle birçok kez savaşmış ve birçok kez de galip gelmiştir ama Atatürk bunlara karşı bizi uyarmayı ihmal etmemiştir.

Son imparator Vahidettin bir yana, 1.Dünya Savaşı, Kurtuluş savaşımız ve hatta daha sonraları bile düşmanla işbirliği içinde olanlar bulunmaktadır. Bunların başında azınlıklar gelmektedir. Ayrıca devleti için çalışmayan, işini hakkıyla yapmayan herkesi vatan haini olarak adlandırabiliriz.

DURUM

Bir gün, istiklal ve cumhuriyeti müdafaa mecburiyetine düşersen, vazifeye atılmak için, içinde bulunacağın vaziyetin imkan ve şeraitini düşünmeyeceksin. Bu imkan ve şerait, çok namüsait bir mahiyette tezahür edebilir. İstiklal ve cumhuriyetine kastedecek düşmanlar, bütün dünyada emsali görülmemiş bir galibiyetin mümessili olabilirler. Cebren ve hile ile aziz vatanın, bütün kaleleri zaptedilmiş, bütün tersanelerine girilmiş, bütün orduları dağıtılmış ve memleketin her köşesi bir fiil işgal edilmiş olabilir. Bütün bu şeraitten daha elim ve daha vahim olmak üzere, memleketin dahilinde, iktidara sahip olanalar gaflet ve dalalet ve hatta hıyanet içinde bulunabilirler. Hatta bu iktidar sahipleri şahsi menfaatlerini, müstevlilerin siyasi emelleriyle tevhid edebilierler. Millet, fakr-u zaruret içinde harab ve bitab düşmüş olabilir.

Burada Atatürk Kurtuluş Savaşı öncesinde vatanın ve milletin içinde bulunduğu durumu özetlemiş, böyle kötü durumların bir daha tekrarlanabileceği konusunda gençliği ikaz etmiştir. Çünkü tarih tekerrür edebilir.

Atatürk bir gün yine Türk vatanının işgal edilebileceğini ve her şeyin çok kötü bir durumda olabileceğini üstüne basarak söylemektedir.

Ekonomik olarak ülke çok kötü bir durumdaydı. 1854 yılından başlayarak dışarıdan alınan borçlar ödenmediği için alacaklı devletler Osmanlı Maliyesine el koymuşlardır. Duyunu Umumiye adlı örgüt alacaklıların haklarını koruyor ve Osmanlı Ekonomisini mahfediyordu. Kapitülasyonlar kontrolden çıkmış, ülkenin çıkarlarına ters düşen bir çok ayrıcalıklar yabancılara verilmekteydi. Demiryolları, limanlar ve ekonomik kuruluşlar hep yabancıların elindeydi. Ülkenin parası olmadığı için devlet bazen memurlarına maaş bile veremiyordu.

Osmanlı-Rus Savaşı, Trablusgarp Savaşı, 1. ve 2. Balkan savaşları ve nihayet 1.Dünya Savaşı milleti harap ve bitap düşürmüştü.

1.Dünya Savaşı sonunda 30 Ekim 1918’de imzalanan Mondros Ateşkes Anlaşması Osmanlı İmparatorluğunu fiilen bitirmişti.

Bu anlaşmanın 7.Maddesine ( İtilaf devletleri güvenliklerini tehdit edecek bir durumun ortaya çıkması halinde istedikleri yeri işgal edebilecek.) dayanarak düşmanlarımız aziz vatanımızı işgal etmeye başladılar. İngilizler İstanbul’a, Yunanlar İzmir’e, Fransızlar ve İtalyanlar Güneye geldiler, buraları işgal ettiler.

Mondros Ateşkes Anlaşmasının 16. ve 17. maddelerine dayanılarak Osmanlı Kuvvetlerinin İtilaf Devletleri Kuvvetlerine teslim olması sağlanmaktaydı. Böylece Ordularımız silahlarını bıraktı ve dağıldı.

Ülkemizi işgal edenler Dünya savaşı galipleri ve 19.yüzyılın süper güçleri diyebileceğimiz İngiltere, Fransa, İtalya ve onların tetikçisi Yunanistan’dı. Düşmanlarımız 1.Dünya Savaşında mağlup edemedikleri Osmanlı devletini Mondros Ateşkes Anlaşması ve Sevr Anlaşmasıyla hile ile yenip parçalamışlardır.

11 Mayıs 1920’de Osmanlı Hükümetine verilen ve 10 Ağustos 1920’de imzalanan Sevr Anlaşması İmparatorluğu parçalamaktan başka Türk Milletini de bağımsızlıktan yoksun bırakıyordu. Osmanlı Hükümeti tarafından şahsi menfaatler gözetilerek imzalanan bu anlaşma ülkeyi yönetenlerin gaflet,dalalet ve hıyanetlerini göstermektedir. Nitekim anlaşma imzalandıktan sonra T.B.M.M. saltanatı vatan hainliğiyle itham ederek anlaşmanın hiçbir suretle kabul edilmeyeceğini dünyaya ilan etti.

SONUÇ

Ey Türk istikbalinin evladı! İşte, bu ahval ve şerait içinde dahi vazifen, Türk istiklal ve cumhuriyetini kurtarmaktır! Muhtaç olduğun kudret, damarlarındaki asil kanda mevcuttur.

Atatürk çizdiği bu kötü tablodan sonra yine gençlere başka bir deyişle geleceğe, istikbalin evladı diye seslenerek Türkiye Cumhuriyeti’ni kurtarma ödevini hatırlatmıştır. Çünkü yukarıda çizdiği ve bir zamanlar gerçekleşen bu kötü durum içinde O bu işi başarmıştı. Ben başardım Gençler siz de başarabilirsiniz demekteydi. Bu işi yaparken de Atatürk hiç kimseden yardım almamış sadece milletin güvenmiş ve dayanmıştı. Bu iş için vatanı ve bağımsızlığı korumak ve savunmak için “damarlarındaki asil kan” Atatürk tarafından yeterli görülmektedir. Yani Atatürk Türk Gençliğine, Türklüğe güvenini bir kez daha yinelemektedir.