DOKTOR YAZISI

HEKİMLERİN KÖTÜ YAZI YAZMALARININ NEDENLERİ?

Hekimlerin okunaksız-kötü yazı yazmalarına akıl erdirmek biraz zor olsa gerek. Çünkü hasta onu eline alıp bakınca hiçbir şey okuyamaz –sanki okuyabilse anlar. Ama bu hekim/doktor yazısı eczacılara da yansımış; onlar ilaçların üstüne ilacın kullanım miktarı (doz) ve kullanım şeklini yazarak belirtirken okunaksız-kötü yazı konusunda doktorlarla yarışır olmuşlardır. Reçete neyse –onu okumak eczacının işi ama ilaçlara eczacıların yazdıkları okunmaz olunca ortaya büyük sorunlar çıkabileceği herkesin görüş birliğine varacağı bir gerçektir.

Hekimlerin okunaksız-kötü yazıyla yazmaları çeşitli biçimlerde açıklanmaya çalışılmaktadır. Örneğin eğitimi sırasında hekimlerin hızlı bir şekilde sayfalar dolusu not almaları ve bunun yazılarına olumsuz olarak yansıması. Sanki mühendisler, öğretmenler vb. meslek gurupları eğitim süreçlerinde not almazmış gibi. Bir başkası, hekimler çok meşkulmüşmüş ya da çok yoğun bir tempoda çalışıyorlarmış. Reklamcılar, gazeteciler, bankacılar vb. çok çalışmazlarmış, yoğun çalışmazlarmış gibi.

O zaman bu kötü yazmanın altında başka nedenler olmalı.

Öncelikle hekimliğin tarihsel gelişimine bir göz atmanın yararlı olacağı kanısındayım.

İlk çağlarda tıp büyücülük ve dinsel öğelerden başka görgünün şekillendirdiği farmakolojik bilgilerdi. Tevrat, Çin, Eski Yunan, Arap ve Türklerin tıp alanındaki katkılarını belirtmek gerekir. Ortaçağda ise rönesansla birlikte tıp alanında da büyük gelişmeler olmuştur. Bu süreçte hekim, (doktor ya da tabip) genellikle hastalığı teşhis-tedavi eden ve ilaç yapan çoğunlukla aynı kişidir.

19-20.yüzyılda fizik, kimya, biyoloji vb. alanlarda ve teknik yöntemlerdeki gelişme ve uygulamalar baş döndürücü bir hıza ulaştı. Bunun bir sonucu olarak tıp dalları çeşitlendi ve kesin çizgilerle birbirinden ayrılmaya başladı.,Nöroloji, kardiyoloji, psikoloji, kulak burun boğaz, dermatoloji gibi uzmanlık alanları ortaya çıktı. İşte bu döneme dek iç içe gelişen hekimlikle ve eczacılık birbirinden ayrılmaya başladı.

Günümüzde  ar-ge faaliyetleri, bilginin günlük yaşamda kullanılması olarak açıklanabilen teknolojinin teşhis ve tedavide kullanılması tıp ve ilaç sektörünü ekonomik olarak büyük bir noktaya getirmiştir.

Ülkemizdeki gelişim de dünya ile paralellik göstermektedir.

Ülkemizde ilk tıp fakültesi 14 mart 1827’de kurulan   Cerrahhanei Amire ve Tıphanei Amire’nin birleşmesiyle kurulan Mektebi Tıbbiyeyi Şahane (1839) dir. 1933’te üniversite reformuyla Darülfunun İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesine dönüşmüştür. Ankara’da 1945’te açılan Gülhane Askeri Doktor Tatbikat Okulu 1946’da kurulan Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesini oluşturdu. (1955 İzmir, 1963 Hacettepe, 1966 Erzurum Tıp Fakülteleri açıldı.)

Mektebi Tıbbiye’de 1839’da askeri gereksinimleri karşılamak için eczacılık sınıfları da açıldı. Tıbbyei Mülkiye’de (1867) sivil eczacılar yetiştirilmesi amaçlandı. 1968-1969 öğretim yılında Hacettepe Üniversitesi’ne bağlı olarak Eczacılık Yüksek Okulu açıldı. 1971’de fakülteye dönüştürüldü.

Uzun süre tıbbın içinde gelişen eczacılık 18.yüzyılda 1777’de Paris’te Colloge Pharmacie, 1796’da Ecole Pharmacie, 1821’de Philadelphia’da Colloge of Pharmacy’nin açılmasıyla bağımsız bir disiplin olarak gelişme yolunda adım attı. Morfin, hormonlar , vitaminler, penisilinin keşfi ve diğer ecza maddelerinin modern biçimde elde ediliş ve kullanılışlarıyla  ilaçla tedavide dolayısıyla ilaç endüstrisinde büyük atılımlar yapıldı. Bunun sonucunda eczacılık, eczane- laboratuarlarda  ilaç hazırlama işinden çıkıp büyük bir sanayi oldu. Laboratuarlarda klasik ilaç hazırlama yöntemleri terk edilmeye başlandı. İlaç sanayinin ar-ge, üretim ve reklam  çalışmaları büyük boyutlara ulaştı. İlaçların üretilmesi, kullanılması, kullanış biçimi ve saklanması ile uğraşan farmakoloji ilaç sektörü ile özdeşleşti.

 

Hekim-Eczacı ve Hasta İletişimi

Reçete “it.ricettta 1.üzerinde doktorun hastası için gerekli gördüğü ilaçlarla, bunların kullanılış biçimleri yazılı olan kağıt. 2.mec. Yol, yötem,çare. (TDK Türkçe Sözlük 1988)

Reçete “ Fr.recette; ital.ricetta). 1. Hekim ya da veterinerin hastası için uygun gördüğü ilaçları yazdığı kağıt. 2. Bir sorunun, bir işin çözümlenmesi için kullanılan ya da önerilen yol, yöntem ( Büyük Larousse)

Tarihsel süreçte hastalığı teşhis eden ve tedaviyi uygulayan hekim, ilacı yapan eczacı yavaş yavaş birbirinden farklı kişiler olmaya başladı. İşin başında reçete hekim ile eczacı arasında, ilaçların yapısında kullanılan maddeleri, miktarını, bileşim yöntemlerini (formülleri) ve ilacın kullanım biçimi içeren bir iletişim aracıydı. Bu iletişimin gizli olması kaçınılmazdı. Bu gizlilik de doktor yazısıyla sağlandı o günlerin olanakları ölçüsünde. İlacın üçüncü kişilerce yapımını ve formülün çalınmasını engellemek için reçeteleri kötü yazmak bir zorunluluktu o günlerde.

Bu iki temel nedenden başka reçeteyi kötü yazmak için bir çok nedenler sayabiliriz:

a.Formülde normal zamanlarda kullanmayacağımız maddelerin olması itirazlara neden olabilirdi. Örneğin ilacın bileşiminde; alkol varsa –Ben alkol kullanmam. Ceviz varsa –Ben ceviz sevmem gibi.

b.Formüllerin çok basit olması: Bildiğimiz gibi ishal için en iyi ilaç tuz ve su. Bu doktorların yaptığı işin küçümsenmesine yol açabilirdi.

c.Üçüncü kişiler tarafından formüllerin değiştirilmesini önlemek

d. Formüllerin çalınmasını önlemek ( Patent görevi)

e. Eczacıları yüceltmek ( -Bak! Eczacı kimsenin okuyamadığını okuyor, ne bilgili adam!) böylelikle ilgilinin eczacıyı dikkate almasını  sağlamak. Sonuçta ilacın kullanış biçimini açılamak (öğretmek) eczacının en önemli görevlerinden biridir.

f. Reçetede eczacının öngördüğü değişikleri rahatça yapabilmesini sağlamak:  ( Doktorun karizmasına zarar gelmesini önlemek ) Doz konusunda son kararı her zaman eczacı verecektir. Ayrıca hekimin yazdığı maddelerin bileşimi sonucunda zararlı bir madde ortaya çıkabilecekse eczacı formülde bazı değişiklikler yapabilir. Eczacının gerekli gördüğü değişikliklerden dolayı –bu doktor da hiçbir şey bilmiyormuş ortaya çıkabilecek hekimi küçük düşüren yargılardan korumak.

SONUÇ

Yukarıda açıklamaya çalıştığımız  tarihsel süreç ve nedenlerden dolayı hekimlerin reçetelerinde doktor yazısı (okunaksız-kötü yazı) kullanmaları gerekliydi. Ama günümüzde bu sebepler geçerliğini yitirmiştir. Hekimlerin reçeteleri kötü yazmaları hiçbir yarar sağlamamaktadır. Üstelik zararlı da oluyor. Nasıl mı? Bu yazının konusu olmayan nedenler  yüzünden eczacılar doktorlara “özenmiş” ve ilaçların üzerine kullanım şekillerini-dozlarını yazarken doktor yazısı kullanmaya başlamışlardır. Hem hekimlerin hem de eczacıların okunaksız-kötü yazmaktan cayıp bilgileri öteki kişilerle paylaşmaları en sağlıklı yol olacaktır: Başka bir deyişle hekim ve eczacılar okunaklı yazarak yaşamımızı kolaylaştırmalıdır.

FAYDALANILAN KAYNAKLAR

1.TDK Türkçe Sözlük, Ankara, 1988.

2.Büyük LAROUSSE Sözlük ve Ansiklopedisi

3.Alakuş, Meral. “Bilgi Toplumu”. Kültür Bakanlığı, Ankara, 1991.