MERMER MASA

KOLAY HİKAYELER – TEMEL TÜRKÇE – Toplam 1300 Kelime

Cabi Efendi yaşlı bir adamdı. Ama sabahtan akşama kadar evinde oturmazdı. Fakat hiçbir zaman da çalışmazdı. Çünkü onun evi ve çok parası vardı. Her sabah erken kalkıp evinden dışarıya çıkardı.

Dünyadaki olayları çok merak eder; her şeyle ilgilenir ve her şeyi bilirdi. Çok kültürlü ve bilgili bir adamdı. Ona göre kitaplar ve gazeteler aptal insanların akıl deposuydu. Kitaplar çok önemliydi; çünkü insanlar her şeyi kitaplardan öğrenirlerdi. Ama Cabi Efendiye göre gerçekler kitaplarda yoktu, gerçekler hayatta vardı.

Örneğin Cabi Efendi 50 yıl İstanbul’da gezdi; İstanbul bitmedi: Ona göre İstanbul kalın bir kitap yani bir ansiklopedi gibiydi. Cabi Efendi okulunu bitirdi ve sonra hiç kitap okumadı; yalnız hayatı okudu. Bütün komşularına göre Cabi Efendi Dünyadaki en akıllı ve en bilgili kişiydi.

Cabi Efendi ne kitap ne gazete okurdu. Gazeteler için “Para tuzağı” der ve görmeden hiçbir şeye inanmazdı. Sinema, televizyon, otomobil ve cep telefonunu önce görüp sonra inandı.

Yine bir sabah Cabi Efendi evinden çok erken çıktı. Birkaç adım yürüdü, durdu ve baktı. Her şey çok güzeldi. Deniz, ağaçlar, çiçekler, kuşlar, hava çok güzeldi; çünkü şimdi mevsim ilkbahardı. “Belki Allah Dünyayı insanlara sevdirmek için ilkbaharı yarattı.” Diye düşündü. Her zaman kıştan sonra ilkbahar gelir ve dünya daha güzel olurdu. Cabi Efendi “Bunların hepsi rüya” dedi. Bütün bu güzellikler birkaç ay sonra bitecek sıcak bir yaz gelecekti.

Yürüdü. Acaba şimdi nereye gidiyordu. Her sabah evinden çıkar; sonra bunu düşünürdü. “Eyüp’e, Beyoğlu’na, Şişli’ye, Aksaray’a gideyim” diye düşündü. Hayır….. Bir evin bahçesinden güzel bir kuş sesi geldi; durdu, dinledi, sonra tekrar yürümeye başladı. Caddeye geldi: Topkapı tramvayına bindi. Tramvayın içi öğrencilerle doluydu: Herkes birbiriyle yüksek sesle konuşuyor ya da birbirine şaka yapıyordu. Onları görmemek için gözlerini kapadı. Sonra kulaklarını da kapamak istedi: Ama bu imkansızdı; gözlerin kapakları vardı, kulakların yoktu. Eminönü’ne gelip gözlerini açtı, tramvaydan aşağıya indi. Galata köprüsünü yavaş yavaş geçti. Üsküdar vapuru için bir bilet satın alıp vapura bindi. Arkadaki bir koltuğa oturdu. Hava çok güzeldi. Vapurun üzerinde martılar uçuyor ve denizde Kız Kulesi çok güzel duruyordu.

Cabi Efendi 50 yıl her gün İstanbul’da gezdi, ama hiç Kız Kulesi’ne gitmedi. “Acaba içi nasıldı? Kim yaptırdı? Niçin yaptırdı? Bugün Kız Kulesi’ne gideyim, her şeyi öğreneyim” dedi. Kız Kulesi’ne gitmek için hemen bir plan yaptı. İskelede vapurdan inip yürümeye başladı. İlginç bir şey gördü; Kız Kulesi’ni hemen unuttu. Baktı, baktı, baktı “Hayret bir şey” dedi.

Bu karanlık, geniş ve temiz bir marangoz dükkanıydı. İçinde ortalama 40 yaşında, bıyıklı, şişman bir adam; elinde keser çalışıyordu…. ama mermerden büyü bir masanın önünde. Buna inanmak çok zordu; dikkatle baktı: Evet masa mermerdi. Uzun zaman mermer masaya bakarak düşündü: “Hiç mermer marangoz masası olur muydu?”. Başını kaşıdı; biraz daha düşündü: “Belki burası eskiden bir pastahane ya da lokantaydı, sonra bu marangoz buraya geldi”. Güldü, “Tembel adam” dedi. “Bu masayı değiştirmedi ama keserle her zaman mermer masaya vurup bir çok keser bozdu” diye düşündü. Marangozla konuşup ona bir şeyler öğretmek istedi; hemen dükkana girdi.

– Sen bu dükkanı yeni kiraladın değil mi?

  • Hayır.

Çok şaşırdı.

  • Peki ama burası daha önce bir pastaneydi değil mi?
  • Hayır.
  • O zaman lokanta.
  • Hayır.
  • Hayır mı?
  • Evet. Bu dükkanı ben kendim yaptırdım.
  • Burası marangoz, bu mermer masa niçin?
  • Ben koydurdum.

Cabi Efendi yine çok şaşırdı. Marangozun gözlerine bakıp:

  • Sen deli misin oğlum?
  • Hayır.
  • Akıllı bir adam mermer masada marangozluk yapar mı?
  • Niçin yapmasın?
  • Çünkü keserle mermere vurup hem keseri bozar hem de mermeri kırar.
  • Ben keseri hiç mermere vurmadım.
  • Kaç yıllık marangozsun?
  • 20 ve 15 yıl mermer masada çalıştım.

Cabi Efendi mermer masaya yaklaştı:

  • 15 yıl hiç mermere vurmadın mı?
  • Hayır, vurmadım.
  • Hiç mi?
  • Hiç.

Sonra cebinden gözlüğünü çıkarıp taktı; dikkatle mermer masaya baktı; mermer masa yeni gibiydi. Sonra marangoza döndü; Ona da çok dikkatli baktı. Cabi Efendiye göre bu marangoz akıllı bir adam değildi. Tekrar sordu:

  • Bu güne kadar hiç keserle masaya vurmadın mı?
  • Görüyorsun işte, masada iç bir şey yok.
  • Nasıl olu bu? Allah! Allah!
  • Çünkü ben dünyadaki en iyi marangozum. En iyi ustayım: Onun için bu mermer masayı yaptırdım: dünyada benden daha iyi bir marangoz yok.

Cabi Efendi sinirlendi.

  • Sen iyi bir marangoz değilsin?
  • Niçin?
  • Çünkü hiçbir zaman düşünmüyorsun?
  • Düşünmüyor muyum?
  • Evet.

Şimdi de marangoz kızdı. Keserini mermer masaya bıraktı ve Cabi Efendi’ye sordu:

  • Nereden biliyorsun?
  • Ben bilirim, ben her şeyi bilirim. Bak, insanların bir çok problemleri var ve her zaman bunları düşünüyorlar. Ama senin hiç derdin yok, bunu için hiç düşünmüyorsun.
  • Yani ben aptal mıyım? Hayır bu doğru değil; ben dünyadaki en iyi ustayım, şimdi dükkanımdan defol.

Cabi Efendi çok üzüldü, kızarak dükkandan dışarı çıktı.

“Bu adam şimdiye kadar niçin mermer masaya hiç vurmadı?”. Bunun sebebini öğrenmek istiyordu. Ona göre bu marangoz aptal bir adamdı. Hızla geriye döndü; marangozun kapısında durdu ve ona bağırdı:

  • Dünyanın en iyi marangozu yarın dikkat et! Keserle mermer masaya vuracaksın.

Cevap beklemeden yürüdü. Karşıdaki sokağa girdi. Her dükkana gidip bu marangoz hakkında bir çok şey öğrendi: Onun adı Ali Usta’ydı. Çok ünlü bir marangozdu. Evliydi ama çocuğu yoktu, genç ve güzel bir karısı vardı. Adresini aldı. Marangoz için kimse kötü bir şey söylemedi, herkes iyi şeyler dedi.

Cabi Efendi Ali Ustaya mermer masayı kırdırmak için bir plan yaptı. Bu aptal adamı biraz düşündürmek istedi.

Daha sonra bir kasaba girdi. Bir tane kuzu aldı, bir fırına gidip kuzuyu pişirtti. Bir hamal buldu, beraber Ali Ustanın evine doğru gitmeye başladılar. Yolda neşeyle şarkılar söylüyordu.

Evin önünde durup kapıyı çaldı, ince bir kadın sesi:

  • Kim o?
  • Ben.
  • Sen kimsin?
  • Burası mermer masalı ünlü marangoz Ali Ustanın evi değil mi?
  • Evet.
  • Usta bu kuzuyu gönderdi, alır mısınız.

Kadın kapıyı açıp kuzuyu aldı ve tekrar kapıyı kapadı. Cabi Efendi güldü: “Yarın mermer masa, mermer masa” dedi.

Ertesi gün kırık mermer masayı görmek istiyordu. Bunu için evine gitmedi. Bir otele gidip bir oda kiraladı; o gece Üsküdar’da kaldı.

Ünlü marangoz Ali Usta evine geç geldi, sofraya oturdu; sofradaki kuzuyu görüp şaşırdı. Karısına:

  • Bu kuzu nereden çıktı?
  • Sen biliyorsun.
  • Ne?
  • Kuzuyu bugün sen göndermedin mi?
  • Hayır.
  • Hayır mı?
  • …………………..
  • Peki ben bu kuzuyu nereden aldım? Onu çaldım mı?
  • Bilmem.
  • Sevgilim mi gönderdi?
  • Onu da bilmem.
  • Gündüz gönderdin, sonra da unuttun değil mi?
  • Ben hiçbir şeyi unutmam.
  • Aptal sen de. Bir adam geldi; “Mermer masalı ünlü marangoz Ali Ustanın evi burası mı?” dedi. “Evet” dedim. “Benimle bu kuzuyu gönderdi” dedi. Ben de kuzuyu aldım.
  • Nasıl bir adamdı?
  • Dikkat etmedim.
  • …………………….
  • …………………….

Sonra karı koca kavgaya başladılar. Ali Usta ne kuzudan ne de diğer yemeklerden yedi. “Acaba bu kuzuyu kim gönderdi?” çok merak ediyordu. Kahvesini ve sigarasını da içmedi. Hayatında ilk defa o ece rahat uyumadı.

Ali Usta sabah kahvaltısını yapmadan dükkaına gitti. Yine kuzuyu düşünüyordu. Köşedeki Cabi Efendiyi görmeden işe başladı. Her zamanki gibi mermer masanın üstünde çalışıyordu. Bu sırada Cabi Efendi açık kapıdan gülerek içeriye girdi. Ali Usta hep kuzuyu düşünüyordu: “Acaba kuzuyu kim gönderdi?”………… ve keseri mermer masaya vurup onu kırdı; çok şaşırdı. Sonra bir ses duydu:

  • Geçmiş olsun usta.
  • !!!…

Döndü; ihtiyar adamı gördü: hem şaşırdı hem de kızdı. Cabi Efendi sordu:

  • Sen dünyadaki en iyi ustaydın değil mi? ne oldu? Bak, mermer masayı kırdın.

Ali Usta hiç konuşmadı, çok utandı.

Artık Cabi Efendi bu adama acıyordu.

  • Düşünme, o kuzuyu ben gönderdim.
  • Sen mi?
  • Evet ben.
  • Niçin gönderdin?
  • Seni biraz düşündürmek için.

Sonra Cabi Efendi ona “Akıllı insanlar her zaman düşünür ve her zaman dikkatli olmaz” dedi. “Yalnız hayvanlar düşünmeden iş yaparlar, lütfen şu mermer masayı götür (at) ve tahta bir masa üstünde çalış” dedi.

Daha sonra Cabi Efendi evine dönmek için vapura bindi. Yine Kız Kulesi’ni gördü. “Acaba içi nasıldı? Kim yaptırdı? Niçin yaptırdı?”. Şimdi de bunu öğrenmek istiyordu.

ÖMER SEYFETTİN